23 Mart 2012 Cuma

The O.C.'den Geriye Kalanlar

Dawson’s Creek (‘98) benim ilkokul yıllarımın dizisiydi. O ne kadar çocukluğuma aitti ise, the O.C. de bir o kadar çocukluktan gençliğe giden geçiş dönemimin dizisidir benim için. ( Bu sense of teenage serinin bir diğer ismi için bkz. One Tree Hill ) The O.C, nam-ı değer “The Orange Country”, California’da 4 tane eli yüzü düzgün teenin çok fazla izlendiğinde yeşilçama doğru seyreden hikayelerini anlatan bir CNBC-e dizisiydi. Şimdi izlesem tipik bir Amerikan gençlik dizisinden öteye gidemeyecektir muhtemelen, ancak o zamanlar bu dizinin benim için takip edilmeye değer bir yanı vardı elbette.

Sol baştan: Ben Mckenzie, Mischa Barton, Rachel Bilson, Adam Brody

Film, dizi -sevdiğim sevmediğim ayırt etmeden- hafızam ne yazık ki hiç bir zaman iyi olamamıştır. O yüzden the O.C ile ilgili aklımda kalan çok sınırlı şey var. Nasıl bittiğini sorsalar onu bile hatırlamam. Kanımca O.C’nin en güzel yanı mükemmel soundtracklerden oluşuyor olmasıydı. Çoğu kişi böyle düşünüyor olacak ki "Music From the O.C. Mix" şeklinde 5 tane soundtrack albümü çıkardılar. Sırf müzikleri için bile izlenebilirdi çünkü dizi “O.C. müziklerini nereden bulabilirim?” sorusunu googleda aratma nedeniydi.

Dizi, Phantom Planet’in California adlı şarkısıyla başlıyor."California here we come” diyerek başlayan müziği geçen yıllara rağmen unutmadım.




We've been on the run
Driving in the sun
Looking out for number one
California here we come
Right back where we started from




Güneşli şarkılarına “Hello Sunshine” ile devam eder the O.C.

Ben ruhumu karartmayan müziğin, filmin, kitabın insanıyım. Dünyada yaşanacak sonsuz acı olduğunu düşününce insan biraz olsun bu alanlarda mutlu bir ilüzyon yaratmak istiyor belki de kendine. Bu şarkı, içinde sırf  ”California” sözcüğü geçtiği için bile bana tüm güneşli ve güzel günleri vaadeden enerjik ve sıcak bir şarkıdır. 

Eğer siz “Beni hüzün de bozmaz!” diyenlerdenseniz, ilk etkisini Jeff Buckley’in insanı içmeden sarhoş eden sesinden dinlediğimiz Hallelujah ile size yaşatır. İlk sezonunun finalini “It's a cold and it's a broken hallelujah” diyerek yapar.


Benim favorilerim ise, Joseph Arthur - Honey and the Moon, Finley Quaye & William Orbit - Dice, Imogen Heap - Hide and Seek, Alphaville - Forever Young. Sözleri de bir o kadar güzel olan bu şarkıları dinleyiniz, seviniz, sevdiklerinizle paylaşınız. Bazı şarkılar diziyle ve o sahnelerle bütünleşince daha çok etkiliyor insanı. Diziden bağımsız düşünüldüğünde aynı etkiyi yaratamayabiliyor, manasız gelebiliyor. Bu yüzden aslında şarkılar sahnelere aittir. Onları hep çok sevindiğimiz, çok üzüldüğümüz, çok aşık olduğumuz, asla unutamadığımız, zorlandığımız, düştüğümüz anlarla, anılarla bütünleştirir anlamlar yaratırız kendimize. O anlamlarsa şarkılarımızı anlamlandırır.

İlk yazımın şerefine -daha doğrusu ilk yazımın benim zihnimdeki fonu niyetine- The O.C.'den bu şarkının sözleriyle sonlandırıyorum. Ruhumuzun hep genç kalabilmesi dileğiyle...


So many adventures given up today,
So many songs we forgot to play.
So many dreams swinging out of the blue
Oh let it come true.

Forever young,
I want to be forever young.
Do you really want to live forever,
Forever, and ever?

1 yorum:

  1. the o.c. benim için kesinlikle hala adam brody'ye aşık olma sebebidir..ergenliğimde izledim şimdi 22 yaşında kazık kadar insan oldum amma lakin ki vazgeçebilmiş değilim..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...