28 Nisan 2013 Pazar

Yapılacaklar Listesi No.2 - Mark Knopfler'ı Canlı İzle

Dün gece (27 Nisan 2013) itibariyle bunun üstünü çizmiş bulunuyorum. Çalışıyorum malum eskisi kadar çok yazamıyorum ama para kazanmak da iyi bir şeymiş, İzmir'den kalkıp da İstanbul'a bir konser için gidebiliyorum. Lanet Cumartesi de çalışmasaydım daha uzun kalabilirdim, olmadı.

Öncelikle "An Evening with Mark Knopfler" konsepti gerçekten çok güzel. Her şeyiyle talebimize cevap veriyor lakin böyle bir adamı 4-5 bin kişilik bir mekanda izlemek, hele biraz da içkimden yudumlayarak izlemek isterdim. Tabii organizatörler çok kazanacak ya, dev gibi Ülker Sports Arena'da izledik. Bu mekanın sıkıntısı en ucuz bileti aldığınızda gerçekten uzakta olmanız ve sesin az gelmesi. Konser sırasında arayan arkadaşlarımla gayet rahat telefon görüşmesi yapacak kadar bir sesten bahsediyorum. Yine de hiç ses gelmiyormuş diye düşünmeyin, gayet netti her şey. Sadece bu stat bir basketbol stadı, konser ve vb. aktiviteler için tasarlanmamış, akustiği kıt.


 Baba, What Is It ile çıktı sahneye. Bir süre de bu tarz orta-üst tempo şarkılarıyla devam etti konsere. Bu şarkının yorumu ve başlangıç şarkısı seçilmesi harikaydı. Daha sonra kendi şarkıları Corned Beef City, Cleaning My Gun ve Privateering geldi. Bunlar son albümden şarkılar ve bence seçimler çok iyiydi. Tempoyu düşürmedi ve gayet iyi giden bir konser temposu tutturdu.

Burada gitarları için ayrı bir paragraf açmam gerekiyor Knopfler'ın. Öncelikle hem kendisi hem de gurubu durmadan enstruman değiştirdiler ve iyi organize olmuş ekip hiç ara vermedi bu iş için. Yardımcıları sağolsun hemen birini çıkarıp diğerini giydiler. Bu tarz şeyler ve 2 şarkı arasındaki aranın uzaması, izleyiciyi konserden soğutabiliyor bazen.

Fender Amerikan yapımı Mark Knopfler imzalı Stratocaster modeli 

Öncelikle, konserin genelinde imzalı Fender modeli o kıpkırmızı gitarını bol bol kullandı. Arada bir Gibson Traditional modelini bize gösterdi. Sadece birer şarkıda Pensa Custom gitarını ve  o vintage tonlara fazlasıyla sahip Rickenbacker gitarını kullandı. Bir kere de akustik gitarını eline aldı ama mesafeden ve bu tarz gitarların kasaları birbirlerine çok benzediğindendir onun marka ve modelini çıkaramadım.

Daha sonra Father and Son, Hill Farmer's Blues ve I Used To Could şarkılarını çaldı. Son dönem parçalarını ben de çok bilmiyorum ama öyle güzel yedirdiki konserden hiç kopmadık. Herkes çok mutlu görünüyordu. Yine de hepimiz Dire Straits anısına gelmiştik, bu belli. Kalabalığın çoğu orta yaşlıydı, bol yabancı izleyici vardı. Genç rockçılar -mesela ben- çokça oradaydık. Zaten çok uzamadı bu durum ve Dire Straits parçaları gelmeye başladı.

İstanbul'da Sultans of Swing 2013

İlk akustik gitarını eline aldı, şöyle bir baktık. Romeo ve Juliet geldi, çıldırdı insanlar. Ancak bu kadar güzel yorumlanabilir. Burada gördüğüm, adam yıllar içerisinde öyle oturtmuşki şarkıları, yani o Dire Straits parçaları o kadar sinmiş, güzelleşmişki, bütün kritiklerde dendiği gibi adam kaliteli bir şarap yaratmış, bekledikçe güzelleşiyor. Bu doğru.

Daha sonrasında Sultans of Swing geldi. Yine çıldırdık, söylememe gerek yoktur herhalde. Zaten o solo bölümünde -her konserde olduğu gibi- seyirci mest oldu. Sanatçı da biliyordu bizim ne tepki vereceğimizi ve tam gerektiği gibi çaldı. Yalnız adam değişmiş burada bunu gördüm. Yıllar onun Dire Straits enerjisini almış. Artık Baba'dan böyle şarkılar beklemek yanlışmış. O fazlasıyla blues insanı olmuş ve bolca trans yaratan country ritim gitarlar hakimdi şarkılarına. Kısacası biz de Dire Straits anısı çok yüksek ama o -solo kariyerinde- yarattığı şeyle çok daha mutlu görünüyordu.

Bu şarkının ardından düşük tempo şarkılar gelmeye başladı. Burada bol bol yan flüt ve keman da duyduk. Bestelerin tamamının gitar ile yapıldığı ve melodilerin diğer enstrumanlara aktarıldını burada net bir şekilde gördük. Her şey fazlasıyla Mark Knopfler'dı. İyi ki öyleydi!

Song For Sonny Liston ile başladı düşük tempolu bölüm. Daha sonra içimizde ayrı bir yere sahip olan Postcards from Paraguay geldi. Ben bir Boom, Like That bekledim biraz tempo yükselsin ama olmadı. Marbletown ve Speedway at Nazareth ile devam etti konser.

Telegraph Road'un temiz bir konser kaydı

 Son şarkı ise talebin çok yüksek olduğu bir Dire Straits klasiği, Telegraph Road idi. Çok iyi bir sondu diye düşünüyorum. Şarkının sonunda grubun ve seyircinin coşkusu bir oldu. Harika bir finaldi! Esasında hepimiz biliyorduk final değildi, bis olucaktı. Her konserinde bis yapardı ve 2 şarkı çalardı. Bu sefer de oldu. Zaten çok bekletmedi. Brothers in Arms geldi.

Geldi ve gitar yorumu çok iyiydi lakin arkada tizleri yüksek bir tonda arpej yapan arkadaş beni biraz bulandırdı. Uzunca bir süre klavye, klavsen sesi mi veriyor diye düşündüm. Açıkçası bu şarkıyı canlı seyretmek şahaneydi ama o 25 yıl önceki gibi uzunca bir giriş ve daha atmosferik yapı yoktu. Brothers in Arms biraz olması gerektiği için vardı. Olsun yine de vardı ve bu bile çok güzeldi.

Daha sonra yine bir efsane So Far Away geldi ve mutluyduk, çok mutluyduk. Çok iyi yorumladı ve bizle vedalaştı. Gülümsüyorduk. Çıkmadık stattan, bağırmaya devam ettik. Sonra siyah tshirtlü abiler geldi ve sahne ekipmanlarını toplamaya başladılar. Biz de anladık, bu iş bitti. Stattan ayrılmaya karar verdik.

 80'ler ve Dire Straits

Yolun ilerisindeki Marmaris Büfe'den bir şeyler yedik, kritik yaptık. Herkes tatmin olmuştu. Mark Knopfler'ı ölmeden bir kez izleyin derim. Herhalde bir 5 yıl içerisinde tekrar gelecektir. Yeni bir albüm yapsın, turnesinde burada. Ben onları ilk kez ortaokulda dinlemiştim. Yeni rockerdım, matematik hocamla sohbet ederken demişti "ben üniversitedeyken Dire Straits çok dinlerdim" diye ve ben öyle ilk kez bu adamları dinlemiştim. O hocayı çok severdim (Erhan Sarı hocama selam olsun), sayesinde konserine de gittim. Siz de dinleyin gidin. Bu adamı ölmeden dinlemek "Yapılacaklar Listesi"nde olmalıydı ve görev tamamlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...