23 Eylül 2012 Pazar

Klasik Müzikte Konser Adabı

19. yüzyılın başlarında 2 büyük bestekar Strauss ve Mahler fena bir rekabet halindeydiler. Sadece icra ettikleri işler değil, müziğe bakış açıları  da farklıydı. Biri daha halkçı davranırken bir diğeri klasik müziği daha elit bir kesim için icra etmek istiyordu. Mahler'e göre Strauss kendini kitlelere satıyordu ve şöhret peşinde koşuyordu. Strauss ise Mahler'in Hristiyanlığa geçişine laf atıyordu. Bu yüzdendir, Nietzsche'nin Anti-Christ eserini bile operalaştırdı. Mahler ise kendi bildiğini okuyor, klasik müziğin seyir adabı üzerine çalışmalar yapıyordu...

 Halk adamı Strauss

Mahler öyle gaza gelmişti ve yaptığı işi o kadar ciddiye alıyordu ki o dönemde halkın eğlencesi olan klasik müzikte gereksiz alkışlamalar, laf atmalar, yuhalamalar yasaklanmıştı. Herkes konseri, şimdi bildiğimiz tarzda sinema veya tiyatro izler gibi izliyordu. Dönemin Viyana'sında kraliyet operası direktörü olmasınında bu diktatörlüğün de etkisi var tabii. Pekala bu durumdan pek de memnun olmayan imparator "Ben klasik müziği halkın eğlencesi olduğunu sanıyordum" diyerek, şaşkınlığını gizlememiş.

 Asilzade Mahler

Avrupa böyle şeylerle uğraşırken yeni dünya Amerika'da insanlar özgürlük ve demokrasiyle tanışmıştı. Dönemin Amerikalısında ise ciddi anlamda bir klasik müzik kültürü vardı. Avrupa'da da aynı şekilde. Düşünsenize Bethoveen ölünce Viyana sokaklarına 200 bin insan toplanmış. Öyle bir aşk işte bu. Şimdi düştüğümüz yere bakın. İnsan ilkelleşiyor mu ne?! Klasik müzikle başlayıp bugün rap veya arabeske inmek pek mantıklı değil. Basitleşmek ve tüketim kolaylığı insanların zevklerini de körerltmiş farkında değiliz.

 Salome'dan bir sahne

İşte böyle bir zamanda hem Strauss hem de Mahler New York'a gelmişlerdi. Strauss, Salome adlı erotik eserini sahneleyince skandalla başladı. Bu skandal onu kötü etkilemedi, halk onu çok sevmişti. Mahler ise duruma şaşkındı. O yaptığı işin aristokrasiye ait olduğunu düşünüyordu. Pekala Viyana basınıda onun yanındaydı, medya Strauss'un kendini para için sattığını düşünüyordu. Aslında Strauss'un fikri sadece klasik müziği kitlelere sunmaktı.

Pekala ilerleyen günler ve Amerikan tarzı, Mahler'i de etkiledi. Yeni dünya onu şaşırtmış ve etkilemişti. Düşünceleri eğrilmeye başladı. Aile içi rutin hayatın resmedildiği Symphonia Domestica'yı bu şehirde besteledi. Bu senfonide halkın eğlencesi oldu ve Mahler yeni dünyada da popüler oldu. Mahler bu eserini yazarken, Schopenhauer'un The World as Will and Representation eserinden etkilenmiş -ki bu eserde hayatın içindeki her olayın, sanat tarafından resmedilebileceğini anlatır.

 Mahler'in hanımı Alma Mahler

Lakin Mahler için işler pek iyi gitmedi. Eşinin onu aldatması ve bu konuların basına çok yansıması onu hırpaladı. Uzun süre Viyana'ya dönmedi. Daha sonra ölümcül bir virüs kaptığı için evine döndü. Son konserini Viyana'da verdi ve öldü. Strauss'la çok itişip kakışmışlardı ama Strauss, onun ölümü üzerine günlerce konuşamadı.

Mahler, Amerika'ya gidince fikirleri değişmişti ama çok geçti. Artık klasik müzik kitlelerin oyuncağı değildi. Konserde sadece oturup izleyeceğiniz bir performanstı. Lakin eve yazdığı bir mektupta, Mahler, "New Yorklular hayatta her şeye, her yeniliğe tamamen önyargısız yaklaşıyorlar" yazmıştı. Mahler şehri çözmüştü. İşte bu kraliyet adamı işine metroyla gitmeye başladığında müziğin tarihi onun için değişmişti ama dünyanın kalanı için geç kaldı.

 Ales Ross'un The Rest is Noise adlı kitabı

HaberTürk gazetesinden Serdar Turgut'un bir yazısından özetledim bu yazıyı. Askerde okumuştum ve çok hoşuma gitti. Hep yaptığım gibi o bölümü kesip cebime attım. Serdar Turgut'ta bu yazıyı Alex Ross'un The Rest is Noise adlı kitabından derlemiş. Sizlere sunmam bugüne kısmetmiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...